Üçüncü Baskıya Başlarken

1970’lerin başında, gençliğin taze merakıyla başladığım bir yolculuğun artık son durağına yaklaştığımı hissediyorum. O günlerden bugüne tam elli beş yıl geçti. Yarım asrı aşan bu sürede, bir ömür iz peşinde koştum diyebilirim.

İlk yıllarda, hâlâ hayatta olan aile büyüklerimizin kapısını çaldım. Onlara çocukça bir heyecanla sorular sordum; anlatmaya başladıklarında sesleriyle birlikte geçmişin tozlu sayfaları da açılıyordu sanki. Her cümlelerini defterlerime özenle not ettim. Sonra hayatın kendi şartları beni başka yollara sürükledi. Geçim derdi, iş, aile… Yaklaşık yirmi yıl boyunca ara vermek zorunda kaldım.

Ama içimdeki o merak, o arayış hiçbir zaman sönmedi. Yıllar sonra, yeniden kâğıt ve mürekkebe döndüm. Son yirmi beş yılımı yazarak, çizerek, basarak geçirdim. Her satır, geçmişe bir borcun ödenişiydi; her cümle, kaybolan bir hikâyenin yeniden can buluşuydu.

Bu süreçte beni bu kitabı kaleme almaya teşvik eden bir diğer temel etken, köyümüz hakkında geçmişte burada yaşamış Rumlar tarafından belgesel niteliğinde birkaç çalışmanın yayımlanmış olmasıdır. Bu çalışmalardan en önemlisi Manamatlı-İstavri papazı olan D.K. Papadopuolos’un yazmış olduğu 1954 ve 1985 tarihli kitaplarıdır. 1954 tarihli kitap İstavri Rum halkının nüfus defteri gibidir. 1831 yılından itibaren Osmanlı Devleti, düzenli ve ayrıntılı nüfus sayımları gerçekleştirmekteydi. Rumlar, bu resmi verilerden yararlanmanın yanı sıra, kendi cemaatlerine ait kilise kayıtlarını da sistemli biçimde tutmuşlardır.1985 tarihli ikinci kitapta ise İstavri ve çevresini bütüncül inceler. Söz konusu eserler, hem tarihî kayıtların korunması hem de kültürel mirasın belgelenmesi açısından önemli birer kaynak teşkil etmektedir.

Ben de bu kitap aracılığıyla, kendi gözlemlerim ve araştırmalarım doğrultusunda, köyümüzün tarihî, sosyal ve kültürel yapısını bütüncül bir perspektifle ele almayı amaçladım. Böylece, hem geçmişin izlerini aktarmak hem de günümüzle bağlarını ortaya koymak mümkün olacaktı. Ulaşabildiğim büyüklerimin aktardıklarıyla birlikte, temin edebildiğim Osmanlıca, Rumca ve Türkçe belgelerin tümünü titizlikle inceleyerek bu kitabın temel kaynaklarını oluşturdum. Yapmış olduğum çalışmalar sonucunda, köyün tarihi ile ilgili oldukça eskiye dayanan tespitlerde bulundum. Kitabımın “Belgelerle Uğurtaşı” bölümünde detaylı olarak ele alınacağı üzere, 1600’lerin başında köyümüzde 2’si Ehl-i Örf, 6’sı tomrukçu olarak çalışan toplam 8 Türk ve Müslüman ailenin varlığı tespit edilmiştir (Ek-3 ve Ek-4). Diğer işlerde çalışan veya çalışmayanlar da dikkate alındığında, o dönemde köyümüzde en az 100 civarında Türk ve Müslüman’ın yaşadığı söylenebilir. Ancak önemli olan, tanıdıklarımızın isimlerini belirleyebilmekti ve bu bağlamda yalnızca 300 yıl geriye kadar ulaşabildim. Ulaşabildiğim aileler ve isimler, doğal olarak günümüze kadar köyde yaşamaya devam eden ailelere aittir. Diğer aileler ise geçmişte burada yaşamış olsalar da günümüzde köyümüzde bulunmadıkları için izlerini sürme imkânım olmamıştır.

Ulaşabildiğim en eski isim Mahmut Karakullukçu’nun(D.1720) babası veya dedesi olan tahmini 1650’lerde doğan İsmail Karakullukçu’dur. Ek-36. Mevcudiyeti bu güne kadar devam eden diğer sülalelerin kayıtları ise 1800’lerin başına aittir. 1800’lerin başında Karakullukçular 7 aileye ulaşmıştı. Diğer sülaleler sırasıyla Molla Bakılardan Baki (1800); Emiroğullarından Mahmud-Fadime (1805); Molla Abdullahlardan Abdullah-Elmas (1815); Molla Mehmedlerden Uzun İbrahim; Kasımoğlularından Mahmud; Himmetoğullarından Mehmed-Gülesmer ve Molla Ahmetoğlularından Ahmed’dir. Böylece 1800’lerin başında köyümüzde yaşayan en azından 14 Türk ve Müslüman aile olduğunu biliyor ve 100 kişinin üzerinde bir nüfusa sahip olduğunu tahmin ediyoruz.

Belgeler sayesinde ulaştığım 14 Türk ailesi, tahminime göre net bir sayıyı belirtmemektedir. Çünkü hayatın bir parçası olan göçler/taşınmalar sebebi ile sülalelerin devamını takip etmek imkânsızdır. Biz sadece günümüze kadar burada yaşamış olan ailelerin geçmişteki izlerini sürdük. Hâlbuki 1835 sayımında köyümüzde yaklaşık 400 Türk ve Müslümanın yaşadığını biliyoruz. Bu konu, Osmanlı nüfus sayımları bahsinde detaylıca anlatılmıştır.

Üzülerek ifade etmek isterim ki değişen yaşam koşulları bu güne kadar burada yaşamış ailelerin de ileride burada olmayacağını göstermektedir. Büyük bir ihtimalle yaklaşık 400 yıldır burada yaşamını sürdürmüş hiçbir aile/sülale bu yüzyılın sonunda burada olmayacaktır. Her şeye rağmen 400 yılı aşkın bir süre aynı topraklarda bulunmak kuvvetli bir aidiyetin varlığına işaret etmektedir.

Burada bir gerçeği de tespit etmek isterim. İnsanlığın bilinen tarihi incelendiğinde devletlerin ve toplumsal hayatın etnisiteden çok din temeli üzerine inşa edildiğini görebilirsiniz. Sümerlerden Antik Mısır’da, geçmişte var olan tüm medeniyetlerde birleştirici unsur din olmuştur. Bu durum bizim köyümüzde de farklı gelişmemiştir. Aynı köyde ortak bir yaşamı paylaştığımız halde Ortodoks Rumlar ve Apostolik Ermenilerle gerçek bir dost/arkadaş olamadık. Karşılıklı evlilikler yapmamız da bu gerçeği değiştirmemiştir. Cemaatler yan yana ama birbirinden ayrı yaşıyordu; her birinin kendi dini, göreneği ve kültürel uzlaşımı vardı. Her zaman farklı cemaatlerin birer üyesi olduğumuz gerçeği karşımızda duvar gibi durmuştur. Yaşanan onca güzel anılar, siyasilerin kararları karşısında ayrılmamıza engel olamamıştır. Üç din-mezhep/ırk uzun bir süre ile bir arada yaşadığı halde sonu ayrılıkla bitmiştir. Gönül isterdi ki bu ayrılık birbirimizin mutsuzluğu üzerine oluşmasın. Ama hayatın gerçeği, her zaman olduğu gibi gereğini yapmış ve her toplum kendi yoluna gitmiştir.

Vurgulamak istediğim bir diğer husus ise Uğurtaşı’nın geçmişini hayal ederken bugünüyle kıyaslanamayacağıdır. Bir zamanlar iki bini aşkın nüfusu ve barındırdığı etnik çeşitliliğiyle bambaşka bir düzeye sahipti. Tarihte köyler, kasabalar ve şehirler nasıl doğup büyüyor, gelişip küçülüyor ve kimi zaman yok oluyorsa, Uğurtaşı da benzer bir serüven yaşamıştır. Geçmiş dönemlerinde dükkânları, okulları, kahveleri, hanları, değirmenleri, cami ve kiliseleriyle adeta kaza seviyesinde canlı bir merkez olan bu yerleşim, bugün daha mütevazı ve sakin bir köy hüviyetini taşımaktadır. Bu kitabı okurken, Uğurtaşı’nın geçmiş ihtişamı ile bugünkü durgunluğu arasındaki bu duyguyu hissedeceksiniz.

Kitabımı hazırlarken, bilgi ve belgelerin bilgisayar ortamına aktarılmasında benim sayısız düzeltmelerime bıkmadan ve usanmadan katlanan, emeğini esirgemeyen Yüksel Süzer’e bir daha çok teşekkür eder, kitabın Uğurtaşı’nın tarihî geçmişine katkı sağlamasını temenni ederim

 

Cahit KARAKULLUKÇU
Aralık 2025, İstanbul

Uğurtaşı Köy Kitabı
Cahit Karakullukçu'nun Uğurtaşı kitabını indirmek için tıklayınız.

Detay
Soy Ağaçları
Uğurtaşı köyünde yaşayan Türk sülalelerinin soy ağaçlarını inceleyebilirsinizDetay
Foto Galeri
Uğurtaşı köyü fotoğraflarını görüntülemek için tıklayınızDetay